Lüks, çoğu zaman yanlış anlaşılır; oysa gerçek lüks bağırmaz, acele etmez ve kendini kanıtlama ihtiyacı duymaz.
Gösteriş görünür olmak isterken, lüks fark edilse de edilmez de varlığından emin bir şekilde var olur. Bugün sokaklarda, vitrinlerde ve sosyal medyada sıkça gördüğümüz şey çoğu zaman lüks değil, fazlalıktır. Aşırı detaylar, gereksiz logolar ve geçici hevesler kalıcı değildir; göze hitap eder ama ruha dokunmaz.
Gerçek lüks; ustalıkla kesilmiş bir kumaşta, doğru zamanda doğru yerde giyilen bir parçada ve sessiz ama kendinden emin bir duruşta gizlidir. Bir kıyafetin pahalı olması onu lüks yapmaz; onu lüks yapan ölçüsü, emeği, hikâyesi ve zamana karşı dayanıklılığıdır.
Gösteriş ise zamana yenilir; bugün alkışlanır, yarın unutulur. Şıklık ise aslında seçebilme cesaretidir. Her şeyi giymemek, her trendi takip etmemek ve “az” ile güçlü durabilmektir. Bu da bir kültür meselesidir.
Şehirler de insanlar gibidir. Şişli gibi köklü, geçmişi ve bugünü birlikte taşıyan semtlerde lüks her zaman sessizdir; zarafet hiçbir zaman yüksek sesle konuşmaz.
Belki de bugün yeniden sormak gerekir: Biz gerçekten lüksü mü arıyoruz, yoksa sadece görünür olmayı mı? Çünkü gösteriş geçer, ama gerçek lüks her zaman yerini bulur.
“Benim için lüks, azla yetinip çok şey söyleyebilmektir.”
— Binnur Çaydaş, Modacı












